Hangi Attila İlhan?

“nasıl doğmakla başlarsa ölüm / ölmekle başlar öyle hayat / bil ki dünyayı sarsan sıçramalar / birikmiş şuurlarla gelir”  

Geçtiğimiz gün kaptanın ölümünün beşinci yıl dönümüydü. Beş sene önce yelken açtı kaptan sonsuzluğa. Beş sene öncesi, yağmurlu bir öğle üzeriydi aldım haberini. Üniversiteye gidiyordum “Seninki ölmüş” dediler, çok basit, çok alelade bir şeyden bahsediyormuşçasına! Benimki!? “Demek ki göçtü usta, kaldı yürek sızısı…” O saat boğazıma bir çift düğüm atıldı. 

Daha geçen hafta, evet tam bir hafta önce bir dergide, “Diyalektik Gazel” başlıklı bir şiir üzerinde çalıştığını okumamış mıydım? Son şiiri olmaya nasipmiş. Ne diyordu son dizelerinde usta?: büyük bir şaşaadır ölüm/ebruli nurlarla gelir/öyle bir yanardağdır ki öfkesi/mutantan destur’larla gelir… Bir başka şiirinde bahsettiği “o an” gelmişti, “biz kaptanı keşfetmekteyiz, o gitmekte…”

Evet, tam da o zamanlardı, üniversiteye yeni başlamıştım ve elime ne geçerse, daha çok politik kitap olmak üzere, okuyor; en çok da kaptanı keşfediyor, onun etkisiyle “Ulusal solcu” yazılıyordum! “Ne olmaktaysa, Nasyonal Sosyalizm’in Türkçe yazılışı” dememiz ve yazdıklarından iki tür Attila İlhan çıktığını görmemiz sonranın işleri…

İşe bakmalı ki her şeyi “hangi” soru kipiyle sorgulayıp kendince tanımlama çabası gün gelecek bizzat kendi kendisinin tanımlanması ve “hangi” kipiyle sorgulanması sorunsalına varacaktı.

Bugün ölümünün beşinci yılında “hüzünlü” bir soru olarak hala durur öyle kafamda: Hangi Attila İlhan?

Sol külliyatın pek yetersiz olduğu bir dönemde her nasılsa(?) Paris’e kapağı atmış ve solu bizzat Paris kahvelerinin tozunu yutarak ve Fransızcadan hatmederek öğrenmiş; daha soğuk savaşın ortasında “sosyalizm ya insancı ve özgürlükçü olacaktır, ya da olmayacaktır” sözünü söyleme cesareti gösterip duvarın yıkılmasıyla haklı çıkmış; güler yüzlü sosyalizmin, “Anadolu sosyalizmi” diye de nitelendirebilecek yerli sosyalizmin ilk savunucularından olmuş; şekilci bir köycülük anlayışı diye Mahmut Makal’ların, Fakir Baykurt’ların köy edebiyatına karşı çıkmış; 27 Mayıs’ı doğrudan İttihatçılıkla eş tutmuş, diğer darbelerden farklı görmemiş; şiddete bulaşmış üniversite gençliğini sağ duyuya çağırmış, “on iki”ye çeyrek kala iki darbede de gençliğin nasıl pis bir oyuna getirildiğine uyanmış; olanlar olduktan sonra gene de o gençler için “mahur beste” gibi enfes bir şiir kaleme almış; sendikalardan aydınlara herkesin alkışa kalktığı 12 Mart günlerinde “faşizm geliyor” uyarısında bulunmuş; feodal bilinçaltıyla “devrimci aşık olmaz, devrimci süslenmez, devrimci sevişmez” diyerek saçmalayan, parka-postal şekilciliğine saplanmış köylü sosyalistlerin tabularını kırmış, kadın erkek ilişkisine değinmiş; yalnız İnönü-Atatürk dönemlerini bıçakla kesmiş ikiye ayırmış (çünkü İnönü döneminde okuldan atılmış, hapse girmişti) bunun haricindeki kişileri, olayları ve gündemi kişiselleştirmeden, gündelik heyecanlara kapılmadan, ideolojinin katılığında değil, gerçeklerin ışığında, soğukkanlı ve oldukça objektif bir biçimde değerlendirmeyi başarmış; liselerde yabancı dilden önce Osmanlıca eğitimi verilmesi gerektiğini söyleyecek kadar dil, yoz bir batılılaşmanın karşısına “doğu batı sentezi” önerisini koyacak kadar kültür ve temel çelişkinin sermaye ile emek arasında olduğu kadar bürokrasi ile halk arasında olduğunu da görecek kadar tarih bilincine sahip, solcusu bol fakat aydını pek kısır fikir dünyamızın “hakiki anlamda aydın” denebilecek nadir adamlarından birisi, ellilerin/altmışların/yetmişlerin o zıpkın gibi düşünürü Attila İlhan mı?

Veyahut, yoksa; Sultan Galiyev’in “milli komünizm” teorisine pek fazla sarılmış; devrimci ile ülkücü ittifakını yaza çize bugün “ulusalcı” denen darbeci cephenin fikri temellerini atmış; böylece bir zamanlar kıyasıya eleştirdiği bürokrat solcularla aynı safta yer almış; kafasına “solcu havası” verdiği düşünülen “Willy Brandt kasketi” geçirerek o çok kızdığı “şekilci solcu” pozisyonuna kendisi düşmüş; İlhan Selçuk, Bülent Ecevit, Turgut Özakman çizgisinde bir aydın kimliğine bürünmüş; yaptığı bu akıl almaz manevra ile katıksız hayranlarını şaşırtmakla beraber dehşet bir hayal kırıklığına da uğratmış Attila İlhan mı?

Sahi, hangi Attila İlhan? Bugün daha canlı daha diri yaşayan hangisi? Hatırlamak istediğimiz, istediğiniz Attila İlhan hangisi?

Yaşasaydı kuvvetle muhtemel o da bir gece sabaha karşı, Maçka’da oturduğu evinden alınacak, “terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla saatlerce gözaltında tutulacaktı, belki de… Evinin önünde basın açıklamaları yapılacak, gençler ve bir kısım dernekler kapısında nöbet tutacaktı! Bense fena halde kıskanacaktım bu durumu. Öfkelenecektim. Bugün onun kültür mirasına konanlara öfkelendiğim gibi…

Sizi bilmem ama benim için o, her şeye rağmen, “Hangi Sağ” ve “Hangi Sol” gibi “iki masa başı kitabın” yazarı, -e tabii kasketsiz- rüzgârda saçının perçemi kalkmış çapkın bir bakışla yana doğru kim bilir kime tebessüm eden Attila İlhan olarak kalacak.

Işıklar içinde yat kaptan!

15 Ekim 2010, Bizim Gazete

Kaynak gösterilmeksizin kullanılmaması rica olunur.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.